THKP-C'den DHKP-C'ye
(Kuruluş, Gelişmeler, Eylemler) -1-THKP-C nasıl partileşti? Hangi aşamalardan geçti? Nasıl savaştı ve nasıl yenildi?... Bu savaşın potansiyeli üzerinde örgütlenen, gelişen ve DEVRİMCİ SOL olan yapı hangi aşamalardan geçti? Partiye, DHKP-C'ye nasıl gelindi?
Bu soruların cevapları, hem Parti-Cephe tarihinin, ve hem de Türkiye'deki sınıflar mücadelesinin de köşe taşlarıdır. Bu yanıyla ele aldığımızda elbette bir yazı dizisine sığmayacak kadar da geniş bir süreç sözkonusudur. Ancak bu kadar geniş ele almayacağız. Bu yazı dizisi, bu tarihin en belli başlı, en öne çıkmış dönemeçlerini ele alacak.
Kimileri dedi ki, THKP-C "kendiliğinden" partileşmiştir. Kimileri dedi ki, THKP-C üç-beş heyecanlı atak gencin biraraya gelip oluşturduğu bir harekettir. Kimileri onun bir "Parti" olmadığını iddia etti.
"Üç-beş kişi" söylemi, Devrimci Sol için de kullanıldı '78'lerde. Tasfiyeci şefler Devrimci Sol'u daha işin başında boğmak için bu "üç-beş kişiye" ve bunların ayrılıklarına yakıştırmadık iftira bırakmadı. DY tasfiyeciliğinin ve bilcümle oportünizmin, revizyonizmin hep karşısında olduğu bu hareketten Cephe nasıl çıktı?
FKF, DEV-GENÇ, Elrom, Maltepe, Kızıldere, '78 DS ayrılığı, Erim, Atılım, Darbe, ve Kongre bu sürecin gerçek anlamda doruklarıdır. Bu doruklar üzerinden THKP-C'den DHKP-C'ye uzanan tarihi kuşbakışı bakışla önünüze sermeye çalışacağız. Bu tarihi süreç, Türkiye devriminin yalnızca ideolojik gelişiminin değil, yalnızca savaşın gelişiminin değil, geleneklerinin, değerlerinin de yaratıldığı bir süreçtir.
'65'lere kadar ülkemizde siyaset denilince akla gelen hep düzen partilerinin mücadeleleridir. Zaman zaman gündeme gelen halk hareketleri, gençlik eylemleri de çoğunlukla bunlara hizmet eden bir konumdadırlar. Çünkü devrimci bir alternatif yoktur.
Kendine devrimciyim diyenler vardır, sosyalistim diyenler vardır, komünist sıfatını taşıyan illegal partiler, sosyalizmi hedeflediği iddiasındaki legal partiler vardır, ama kelimenin gerçek anlamıyla devrimci bir mücadele yoktur.
1960'lı yıllar işte bu anlamdaki bir devrimci mücadelenin başlangıç yıllarıdır. Bu mücadele gittikçe daha örgütlü, daha bilinçli hale gelecek ve silahlı mücadele aşamasına ulaşmasıyla iktidarı hedefleyen bir muhtevaya kavuşacaktır.
Bu evrim, FKF'den DEV-GENÇ'e ve THKP-C'ye doğru adım adım gerçekleşmiştir.
FKF: İLK ÖRGÜTLENME, İLK KADROLAŞMA1964-'65'te önce çeşitli fakülteler bünyesinde Fikir Klüpleri oluşturuldu. Bu klüpler, kısa sürede bir yandan öğrencilerin akademik-demokratik talepleri doğrultusunda mücadelenin mevzileri, bir yandan da gençliğin ideolojik eğitim ve mücadele okulları oldular.
17 Aralık 1965'te, çeşitli okullarda kurulan fikir kulüpleri biraraya gelerek Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) adı altında birleştiler.
Denilebilir ki, bu örgütlenme, kısa süre sonra Türkiye devriminde önemli kopuşları gerçekleştirecek kadroların yetişme, teoriyi, örgütlenmeyi, yönetmeyi öğrendiği yerlerdir.
Mesela Mahir SBF Fikir Kulübü'nde yaşar bu pratiği. SBF Fikir Kulübü'nün 23 Aralık 1965'te yapılan genel kurul toplantısında, geleneğine uygun olarak Arslan Sonat Başkanlığa seçilir. İkinci Başkanlığına ise Mahir Çayan getirilir. Aslan Sonat'ın 21 gün sonra istifa etmesiyle de Mahir başkan olur. Mahir'in dışında THKP-C üst yönetimini oluşturacak hemen tüm kadrolar da FKF yönetiminde görevler almışlardır.
Dönemin her eyleminin içinde, önündedirler.
4 Mart 1966 Cuma sabahı Ankara, Bahçelievler ve Yenimahalle'de evlere, 'Milli Kurtuluş Komitesi' imzalı AP hükümet aleyhtarı bildiriler dağıtılır. Dağıtılan bu bildirinin ardından 5 Mart 1966 günü, 1960'daki gibi (555 K) parolası ile Kızılay'da hükümet aleyhtarı bir gösteri yapılacağı söylentileri çıkar. Demirel hükümeti çok sayıda aydını ve gençlik önderini, hatta ortaokul öğrencilerini gözaltına aldırır. SBF Fikir Kulübü başkanı Mahir, bu olayı protesto etmek amacıyla onbeş arkadaşıyla birlikte Namık Kemal Ortaokuluna giderek siyah çelenk bırakır ve SBF Fikir Kulübü adına bir protesto bildirisi yayınlar.
Bildiri 15.000 adet basılarak İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum'da dağıtılır.
ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk, CENTO Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere 19 Nisan 1966'da Ankara'ya gelir, onu FKF'li öğrencilerin yoğun protesto gösterileri beklemektedir.
Bunlar tabii yalnızca birkaç örnektir. Değilse, gerek akademik, demokratik talepler doğrultusunda, gerekse de anti-emperyalist doğrultuda gençliğin son derece yoğun ve zengin bir pratiği vardır.
Dönemin hemen tüm örgütlenmeleri ve siyasi eğilimleri FKF içinde yeralmış, aralarında kıyasıya bir "yönetim" mücadelesi olmuştur. Bu yönetim mücadelesi gerçekte sürecin hesaplaşmacı ideolojik mücadelesinin yansımasından başka birşey değildir.
İlk başlarda Fikir Kulüpleri'nin yönetiminde kısmen etkili görünen TİP; gelişen mücadelenin ihtiyaçlarına, gençliğin taleplerine cevap veremeyen çizgisiyle kısa süre sonra bu etkisini kaybetti. 1968'den itibaren TİP, hem ideolojik olarak hem de yönetim anlamında geriletildi.
1969 yılının başındaki kongrede yapılan seçimlerde, TİP yanlısı ekip yönetimden uzaklaştırıldı ve Yusuf Küpeli FKF'nin Başkanı oldu.
DEV-GENÇTİP dışındaki ana akım MDD'cilik (Milli Demokratik Devrim) olarak adlandırılıyordu. Militan mücadeleyi savunan hemen tüm kesimler bu akım içindeydi. FKF yönetimine gelenler de bunlardı. Ancak ideolojik mücadeleye paralel MDD'ciler de kendi içinde ayrışmalar yaşayacaklar ve bu ayrışmalar da yine FKF yönetimine yansıyacaktı.
1969 başında bir kongre yapılmış olmasına rağmen, daha yıl dolmadan bir kongreye daha gidildi. Bu kez MDD içinde klasik sağcı kitle çizgisinin savunucusu Perinçek grubuyla Mihri Belli ve Mahir Çayan'ın başını çektiği diğer kesim arasında ayrılık gündemdeydi.
1969 Ekim'inde yapılan bu kongrede örgütlenmenin adı Devrimci Gençlik dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) olarak değiştirildi. Bu ad artık Türkiye'deki devrimci mücadelenin efsaneleşecek adı olacaktı.
Kongre sonunda geçici bir uzlaşmayla Atilla Sarp başkan seçildi.
Ancak bu "uzlaşma" geçicidir. Bir süre sonra Perinçek grubuyla ayrılık resmileşir. Perinçek çevresi Mahirler'de kalan Aydınlık Sosyalist Dergisi'nin karşısında "Proleter Devrimci Aydınlık" dergisini çıkartmaya başladılar.
DEV-GENÇ aşılmalı, hareket partileşmelidir. Mahir bu dönemde yaptığı bir konuşmada bu ihtiyacı şöyle belirtir: "Ayrıca Dev-Genç örgütlenmesi düzen örgütlenmesidir. Oysa yaptığı iş düzenle savaştır. Bu ikisi arasında bir çelişki vardır. Bu çelişki ortadan kaldırılmalıdır."
Esasında bu görüş, oldukça uzun süre önce netleşmiştir. İlişkiler buna göre biçimlenmekteydi. Daha 1969 kışında SBF'de Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Hüseyin Cevahir, İlhami Aras, ODTÜ'de Ulaş Bardakçı, İrfan Uçar, Münir Aktolga kendi iç disiplini olan bir "gizli" örgütlenme temelinde anlaşmışlardı. Daha sonra bu ilişki ağına mühendis Bingöl Erdumlu ve işçi Necmettin Giritlioğlu da katıldılar.
Çekirdek örgütlenme ODTÜ'den Aktolga-Bardakçı ve SBF'den Küpeli-Çayan'dan oluşuyordu. Grup 1970 yazında oluşturdukları plan doğrultusunda yoğunlaşma bölgeleri tespit ederek Anadolu'ya dağıldı.